T u r k C o c u k
TurkCocuk Paylaşım Ve Eğlence Forumu
Daha kaliteli bir hizmet için lütfen giriş yapın,yada üye olun.
İyi forumlar
T u r k C o c u k
TurkCocuk Paylaşım Ve Eğlence Forumu
Daha kaliteli bir hizmet için lütfen giriş yapın,yada üye olun.
İyi forumlar
T u r k C o c u k
Would you like to react to this message? Create an account in a few clicks or log in to continue.


.
 
AnasayfaAnasayfa  PortalPortal  KurucularKurucular  Kayıt OlKayıt Ol  Dost SitelerimizDost Sitelerimiz  İletisimİletisim  Giriş yapGiriş yap  

 

 Jimi Hendrix

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
enJoy
Administratör

Administratör
enJoy

Kadın
<b> Mesaj Sayısı </b> Mesaj Sayısı : 955
<b> Yaş </b> Yaş : 1521
<b> Kayıt tarihi </b> Kayıt tarihi : 10/01/09
<b>Sosyal Rütbe</b> Sosyal Rütbe : Grafiker
<b> Rep gücü </b> Rep gücü : 20

Kişisel Alan
Üye Blog'u:

Jimi Hendrix Empty
MesajKonu: Jimi Hendrix   Jimi Hendrix EmptyCuma Ekim 30, 2009 9:57 pm

Johnny Allen "Jimi" Hendrix (27 Kasım 1942 - 18 Eylül 1970), Amerikalı gitarist, şarkıcı, söz yazarı ve kültürel ikon.
Biyografisi

Jimi Hendrix 200px-Popiersie_Jimi_Hendrix_ssj_20060914


Bir Hendrix büstü (Polonya)





Jimi Hendrix, birçoklarına göre gelmiş geçmiş en büyük gitaristtir.
Yaşamı ise karmakarışıktır.. Özellikle de ünlendikten sonra.. 27 Kasım
1942’de Seattle’da
dindar bir baba ve kızılderili bir annenin oğlu olarak dünyaya geldi.
Jimi’ye göre, annesi çok içerdi ve kendine dikkat etmezdi.
Çocukken çok sevdiği kilise müziğini dinlemek için gittiği Baptist
kilisesinden kovulmuştu. Rahip onu, kilise kurallarına uymadığı için
dışarı atmıştı.
Ayinlerde elde ettiği deneyim, onun müziğe olan ilgisinin ilk
adımını oluşturmuyordu. Daha küçükken babası kaşık ve tarak çalarken
-ki bu işte ustaydı- tüm dikkatiyle onu dinliyordu. Jimi’nin kendine
güveninin artmasını sağlayan bir başka olay ise saç şekliydi: "Çocukken
babam saçlarımı öyle bir traş ederdi ki yolunmuş tavuğa benzerdim,
bütün arkadaşlarım beni kabak diye çağrırlardı. Belki de bu yüzden
saçlarımı bu denli uzattım.".
Kiliseden kovulmasından kısa bir süre sonra Jimi’nin süpürge, sopa
gibi eşyaları gitar gibi çalmaya çalıştığını farkeden amcası, ona bir
gitar hediye etti. Hayatını tamamen değiştirecek bu olaydan sonra Jimi,
nerdeyse bütün gününü elinde gitarıyla elde edebildiği Blues
plaklarını, özellikle de Muddy Waters, Howling Wolves, Lightnin’,
Hopkins, B.B.King, Arthur (BigBoy) ve Crudup and Robert Johnson gibi
ustaların plaklarını dinlemekle geçirmeye başlamıştı. Jimi’nin gitara
olağanüstü hakimiyeti ailesinin dikkatini çekmişti: "Plaktan birşey
dinlerdi ve bir kaç dakika sonra onu çalıp geliştirebiliyordu."
Okuma yazma öğrendikten sonra bir daha hiç okula gitmedi, bunun asıl
sebebi ise 15 yaşında sınıfta bir kızın elini tuttuğu için -tabii ki bu
onun ilk macerası değildi- kendisini azarlayan öğretmenine "Ne oldu?
Yoksa kıskanıyor musun?" diyerek karşı çıkmasıydı.
İlerleyen yıllarda artık Jimi, bir kaç arkadaşıyla eğlence
merkezlerinde, kulüplerde o dönemin ünlü şarkılarını çalabiliyor, hatta
sonunda ellerine 50¢ geçirecek konserler verebiliyorlardı.
Askerlik dönemi geldiğinde ise akıbetinin ne olacağını bildiğinden
-o zamanlarda Amerika’da dar gelirli beyazlar ve zenciler "taban
tepiciler" diye tabir edilen karakuvvetlerine bağlı bir birliğe kayıt
ediliyordu- kendini gönüllü olarak Paraşütçüler Birliği’ne kayıt
ettirdi. 101inci paraşütçü bölüğünde görev yaptı. "Askerliği boyunca 25
atlayış yapmıştı."
Jimi, artık iyice pişmişti. Kendisini izleyen tecrübeli Blues’cular,
büyüleniyorlardı. Oysa artık başkalarının şarkılarını çalmaktan
bıkmıştı. Kafası müzik fikirleriyle doluydu. Bu fikirler hayata geçince
bir müzik ilahı doğmuş olacaktı.
Uzun yıllar birlikte çalışacağı yakın dostu Curtis Knight ile
tanışması ise New York’ta bir otelden kovulmak üzere olmasına rastlar.
Curtis, Jimi’ye gitaristi olmasını teklif etti. Jimi ise -çok sevdiği
gitarını satmasına rağmen- beş parasızdı ve Curtis tam zamanında
yetişmişti. Onu borcundan kurtarıp iki gitarından birini ona hediye
etti. Böylece Jimi, ilk kontratını Curtis ile imzalamış oluyordu. İki
arkadaş, yeni tanışmalarına rağmen birbirleriyle iyi anlaşacaklarından
emindiler. Birlikte daha büyük ve gösterişli kulüplerde çalmaya
başladılar, Jimi daha çok arkaplandaydı, ancak sadece onu görmeye
gelenlerin sayısı azımsanacak gibi değildi. Jimi gitara o denli hakimdi
ki, sırtında, tek eliyle, dişleriyle hatta diliyle çalabiliyordu. Ünlü
bir eğlence kulübü, başvuran guruplar arasından bir seçim yaparken sıra
Jimi ve Curtis’e geldiğinde Jimi, gitarı dişiyle çılgınca çalmaya
başladı ve işi kaptılar.
Artık otoriteler Jimi’yi profesyonel kabul etmeye başladığında
Jimi’nin olağanüstü single’ları (tek parçalık albüm) Purple Haze
-İngiltere listelerinde bir anda 4.lüğe yükseldiğinde yer yerinden
oynamıştı- ve Hey Joe -1966 Aralık’ında çıktı- müzik camiasında derin
yankı uyandırdı.
Daha sonra Jimi, Avrupa’ya gitmesi konusunda ikna edilmeye
çalışıldı. Birçok şeyvaat ettiler. Jimi ise ne o sırada gitaristi
olduğu Curtis’e, ne de başka herhangi bir arkadaşına haber vermeden
Avrupa’ya gitti. Jimi Hendrix Experience da böylece kurulmuş oldu:
davulda Mitch Mitchell ve basta Noel Redding ile birlikte. Başarı, ün,
şöhret artık onlarındı. Tabii bütün bunlar yalnızca ön planda olan
şeylerdi. Bir de bunun görünmeyen yanları vardı. "Çanak yalayıcıların",
yapımcıların kurduğu kapanlar ve uyuşturucu, Jimi’yi ve grubunu içten
içe çökertiyordu.
Jimi, arada Londra’daki kulüplerde sahne alıyordu. Single’lar
birbiri ardına patlıyordu ki 1967’de ilk resmi ticari albüm denemesi
geldi: "Are You Experienced?". İçindeki şarkıların bir kısmı oldukça
büyük tepkiler aldı, öyle ki Jimi Hendrix’in başı sık sık belaya girer
oldu. Uyuşturucuyla yakalanıyor, hapse tıkılıyor, polislerle başı bir
türlü beladan kurtulmuyordu. Ertesi sene yeni bir albüm: "Axis: Bold As
Love", aynı yıl "Smash Hits" adlı toplama bir albümün yanısıra bir
başka albüm: "Electric Ladyland" geldi. Dinleyenleri, Jimi’nin
ırkçılığa son vermek için gönderilmiş bir sevgi ve barış elçisi
olduğuna inanıyorlardı.
Turnelerin biri bitiyor biri başlıyordu. Jimi’nin bir dakika bile
boş durması, yapımcıların, kayıtçıların işine gelmiyordu. O da bu işten
sıkılmaya başlamıştı. Bunun acısını da yine kendisinden uyuşturucu ve
alkolle çıkartıyordu. Turnelerde çok büyük paralar dönüyordu.
Yapımcılar Jimi’ye her istediğini veriyorlardı, ne de olsa onlar için
Jimi, altın yumurtlayan bir tavuktu. Ama farketmediği bazı şeyler
vardı. Jimi şöyle diyor: "Son zamanlarda çok para harcadığımı
biliyorum. Fakat aynı zamanda çok para kazanıyorum. Parasal durumumun
nasıl olduğunu öğrendiğimde şok oldum. Parasal ilişkilerimi idare eden
insanlara inanmış, onlara güvenmiştim. Fakat kesinlikle yapılması
gereken bazı değişiklikler var."
Turnelerde genel olarak 20bin - 80bin$ arası kazanılıyordu.
Amerika’da 45 dakikalık bir gösteriden 100bin$ kazanmaları ise
inanılmazdı. Genellikle gelirin %50’si Jimi’ye, %25’i menajerlere,
kalan %25’i ise Noel ve Mitch’e bölüştürülüyordu.
1970’de çıkan "Band Of Gypsys" ile Jimi Hendrix’in ünü zirveye
çıktı. Jimi’nin yaşadığı sorunlar da öyle.. Bir konserinin ortasında
konseri terk etti. İzleyiciler şaşkınlık içinde konser alanını terk
ederken o, tekrar sahneye çıktı ve "İçinizde Garfield Lisesi’nden olan
var mı?" diye sordu. Kimi gençler "Evet! Evet!" diye bağrıştıklarında
Jimi "Çabuk defolun buradan" dedi ve alandan ayrıldı. Bu olay Jimi’nin
o dönemdeki ruhsal çöküşünü açıkça ortaya koyuyordu.
1970’de Jimi bir stüdyo açtı. İçi, mümkün olan, o dönemde
bulunabilen tüm elektronik cihazlarla dolu olan bu eşsiz stüdyo da onu
hayata bağlayamadı ve bu yılın Ağustos’unda Jimi İngiltere’ye döndü.
Ona göre, dinleyicileri onu unutmaya başlamışlardı.
İngiltere’deki "Isle Of Wight" Festivali 60’ların en sıkı
festivallerinin sonuncusu olarak değerlendiriliyordu. Festival sonrası
Jimi, şöyle diyordu: "Bir an kendimi soğuk veyalnız hissettim.
İnsanların bana ulaşmaya çalışırcasına sahneye zıpladıklarını
gördüğümde beni hala unutmadıklarını hissettim ve çok sevindim. "Purple
Haze", "Foxy Lady", "Hey Joe" ve unuttuklarını düşündüğüm bütün
parçaları çalmamı istediler."
Jimi, İngiltere ve Almanya’yı da kapsayan yeni birkaç turne sonrası
parasal durumunun ne kadar vahim olduğunun farkına vardı. Bunun
yanısıra imzaladığı kontratlarda da çakışma vardı. Taraflar ve
avukatları Jimi’nin ölümünden iki gün önce görüşmeye oturacaklardı.
Kendisinin de katılması gerekiyordu ancak toplantıya gelmedi. Jimi, o
iki günü çok daha farklı geçirmişti.
Tanık denebilecek Lorraine James, Jimi’nin son günlerinde yaşadığı
bir olayı şöyle anlatıyor: "Açıkça ilaç bağımlısıydı ve üzerinde bol
miktarda kenevir vardı. Durumu çok kötüydü, oldukça gergindi. Binanın
telefon kulübesinde birileriyle bağlantı kurabilmek için saatlerce
uğraştı, bir anda dünyanın en mutlu insanı oluyor, bir kaç dakika sonra
kendisine yardım etmesini beklediği insanlardan ve maddi durumundan
yakınıyordu. Binada arkadaşlarını ziyarete gelen iki Amerikalı kız
vardı. Jimi o gece, sabahın 5’ine kadar ikisiyle de sevişti. Sonra hep
birlikte Notting Hill’e gitmek üzere çıktık ve Batı Londra’da değişik
yerlerde haşhaş içtik. Jimi tamamen kendinden geçmişti. Karşılaştığımız
bir adam, aldığı uyuşturucu ile öylesine kendinden geçmişti ki merdiven
korkuluklarından atlayarak bacağını kırdı ve hastaneye götürüldü. Tüm
bu karışıklıklar olurken Jimi deliye dönmüş ve evin içinde bağırarak
dolanmaya başlamıştı."
Jimi sonraki günü bir kız arkadaşının evinde baygın bir şekilde
yatarak geçirdi. O akşam nasıl olduysa sevgilisinin evini bulabildi ve
sabahın 1:30’unda menajerlerinden Chas Chandler’in telesekreterine
"milyonların ilahı, uyuşturucu kuşağının baş peygamberi, son ses
kaydını" bıraktı: "I need help bad, man!" ("Çok yardıma ihtiyacım var
dostum!")
Ertesi gece sevgilisi Monika’yla birlikteydi. Monika şöyle
anlatıyordu: "Sofrayı hazırladım, yemeği şarapla yedik, ama o biraz
fazla kaçırdı. Daha sonra Jimi son şarkısını, son mesajını yazmaya
başladı: "The Story Of Life". Bu şarkıyı, doğru zaman ve yer gelinceye
kadar kimselere söymememi sıkı sıkı tembihleyip yatmak için odasına
çıktı."
Jimi tamamen berbat bir durumdaydı. Çıktığı odada Monika’nın uyku
haplarını buldu ve eğer Monika kapıdan içeri tam zamanında dalmasaydı,
Jimi o hapları alacaktı. Monika’ya sadece hapları saydığını söyledi.
Daha sonra Monika yatmaya gitti. Şöyle devam ediyor: "Hayatımın en
büyük hatası, Jimi’yi o haplarla yakaladıktan sonra onu tekrar yalnız
bırakmak oldu. Odaya tekrar girdiğimde haplar dökülmüştü, 9 hap da
eksikti."
Jimi Hendrix, Londra'da, 18 Eylül 1970’de Jim Morrison ve Janis Joplin gibi 27 yaşında uykusunda kusarak boğuldu ve öldü.
Ayın 21’inde bir araştırma başlatıldı ve patajolist profesör Donald
Teare, ölüm nedeninin "aşırı dozda barbiturat’ın sebep olduğu
zehirlenme sonunda kusarak boğulma sonucu havasızlık" olduğunu söyledi.
Karar, açıkolarak kayıtlara geçti.
Böylece bir dönem milyonları peşinden sürükleyen, eşsiz müziğinin
yanında, ırkçılık karşıtı olması, barış ve kardeşliği benimseyip
benimsetmesi ile de bir evrensellik elçisi olduğunu gösteren bir deha
daha hayata yenilmişti!
Stüdyo Albümleri


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://turkcocuk.yetkinforum.com
 
Jimi Hendrix
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
T u r k C o c u k  :: Müzik :: ~ ROCK-METAL ~-
Buraya geçin: